• phone+90 262 324 32 38
  • mailinfo@izmitortopedi.com.tr
  • Youtube
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook
...

PROTEZİN TARİHÇESİ

GİRİŞ: Tarihçe ve protez

Protezin ve ampütasyonun (cerrahi operasyonla bir uzvun kesilmesi) tarihçesi, insanın tıbbi açıdan düşüncelerinin oluşma aşamasında başlar. Tarihsel dönüm noktaları ise, tıp bilimi, kültür ve medeniyetin kendisinin gelişimine paraleldir. Protezin tarihçesi, insanoğlunun bütünlüğe ruhsal ve işlevsel ihtiyacıyla başlar. Protezler, işlev, kozmetik görünüm ve psiko-ruhsal duyarlılıktan doğar ancak aynen bu sıralamaya göre olması gerekmez. Hastaların bu gereksinimleri, zamanın başlangıcından bugüne kadar mevcutturlar. İlk protez prensipleri, gelişerek bugüne kadar ulaşmışlardır ve şaşırtıcı biçimde işlevsel açıdan etkilidirler. üç büyük batı medeniyetinde, Mısır, Yunan ve Roma, protez kabul edilen ilk gerçek rehabilitasyon gereçleri yapılmıştır. Karanlık çağlarda, savaş ve şekil bozukluklarını gizlemek için protez üretildi. Rönesans doğdu ve antik çağda başlatılan bilimsel gelişme, yeniden canlandı. İlaç, cerrahi ve protez bilimindeki müteakip gelişmeler, ampütasyon cerrahisi ve protezlerin işlevini büyük ölçüde geliştirdi. Sanayi devrimi, Amerikan iç savaşını müteakip uzuvlarını kaybedenlere sağlanan parayla, insan hakları savunucuları, bilim adamları ve şarlatanlardan oluşan renkli bir dizi meydana getirerek protezin gelişmesine sebep oldu. Nihayet, iki dünya savaşında gelişen teknolojide önemli bir atılımla modern çağ protezleri ortaya çıktı.

Protez biliminin tüm tarihini meydana getirmiş görünen tarihsel eğilimler nelerdir? Temel onaylı protez prensipleri hiç demode olmamışlardır; sadece bunları gerçekleştirme yöntemleri gelişmiştir. Fikirler sonsuz bir şekilde geçmişten bugüne tekrar dönüşüm yapmıştır. Düşünüldüklerinde pratik açıdan uygulanamayan kavramlar, malzemelerin ve teknolojinin gelişmesiyle mümkün hale gelmiştir. Zihinlerde ortak bir amaçla, bir araştırma ve tartışma oluşturulduğunda, protez bilimi sıçrama ve hamlelerle ilerlemiştir.

TARİH öNCESİ:

İnsanoğlunun farkına varışı

Şekil bozukluğunun tanınması ve rehabilitasyonu ile ilgili en eski kanıtı tayin etmek zordur. Birçok antik medeniyetin yazılı kayıtları yoktur ve şiirler, efsaneler ve şarkılar vasıtasıyla tarih sözlü olarak kaydedilmiştir. Protez biliminin başlangıcını bulmak için, sanat eserleri, harabeler ve efsaneleri inceleyen antropolojiyi dayanak olarak almalıyız.

Uzuv eksiği olan bir kişiye ait en eski kanıt, Smithsonian Enstitüsünde bulunan, dişlerinin şekil ve sıralanmasından kollarla ilgili uzuvları eksik olduğu anlaşılan 45,000 yıllık bir kafatasıdır. Diğer bir kanıtsa, İspanya ve Fransa’da sakat bir elin 36,000 yıllık baskısını gösteren mağara resimlerinde bulunmuştur. Daha sonra bunlara benzer resimler New Mexico’da da bulundu ve bunlar, tanrıları tatmin etmek için dini törenlerde kendini sakatlama uygulamasını düşündürmektedir. Bir Antik Hindistan kutsal şiiri olan Rig-Veda’da, ilk yazılı protez kaydı bulunduğu söylenmektedir. M.ö. 3500 ve 1800 yılları arasında Sanskritçe yazılan eserde, bacağını savaşta kaybeden ve onun yerine demir bir protez koyarak tekrar savaşa dönen bir savaşçının Kraliçe Vishpla’nın hikayesi anlatılmaktadır.

Ampütasyon ve uzuv kaybına uğramış kişilerle ilgili bazı sosyal tutumlar, bugüne kadar ulaşırken, diğerleri değişmiştir. Doğuştan şekil bozukluğu olan bebekler, işlevsel bir sorumluluk veya ruhsal kirlilik olarak görüldükleri için öldürülebilmekte yada toplum dışına atılabilmektedirler. Ancak bir Aztek hükümdarı olan, Kral Montezuma II, yine de alçaltıcı olmakla beraber, engelliler için kraliyet hayvanat bahçesi ve botanik bahçeleri arasında özel bir yer yaptırmıştır. Bazı kültürlerde, ölümden çok ampütasyondan korkulurdu. Sadece bu dünyada değil ölümden sonra da sakat kalınacağına inanılırdı. Sakatlanan kişilerin kesilen bacakları, bu şahıslar öldüğünde, gömüldükleri yerden çıkarılır ve tekrar gömülürlerdi ve böylece sakat kişi ebedi hayatında bir bütün olabilirdi. çoğu kültür fiziksel yollarla geçim sağlamaktaydılar ve sakatlık, sakat kişinin kendi geçimini sağlayabilmesini ve kabilesine katkıda bulunabilmesini etkilemekteydi.

Antik çağlarda, ampütasyon sebepleri çeşitliydi. Doğuştan şekil bozuklukları, özellikle Arap ülkelerinde birinci derecede kuzenlerle evlenmek teşvik edildiğinden daima mevcuttu. Savaş da, sıklıkla, savaş sırasında yada esarette travmatik ampütasyona sebep olmaktaydı. Ampütasyon, özellikle Peru’da antik Moşe kültüründe ceza olarak da uygulanırdı. Hırsızlık bir elin kesilmesiyle cezalandırılabilirdi, ancak hırsız, açlık güdüsünü kanıtlayabilirse, cezayı köyün yöneticisi çekerdi. Tembellik yüzünden bir ayak, isyan yüzünden ise kolların ikisi de kesilirdi. Arap ülkelerinde, ortak kaptan yemek yemek için sağ el, tuvalette ise sol el kullanılmaktaydı. Hızsızlık, hırsızı, sosyal grubun dışına atmak için sağ elin kesilmesiyle cezalandırılırdı. Antik kültürlerde ayrıca, kangren, tüberküloz ve cüzam gibi hastalıklar dolayısıyla uzuv kesilmesi bilgisi de mevcuttu ve iyileşme için hastalıklı bölgenin kesilmesi tavsiye edilirdi. Dini törenler de bir başka ampütasyon sebebiydi. İbadet eden, tanrıları tatmin etmek, iman etmek veya imanın dönüştüren etkisini tasvir etmek için yapılırdı. Bu tür bir tören, bugün de sünnet şeklinde mevcuttur.

Operasyonlar, anestezi altında yada anestezi, ağrı kesici ve gelişmiş araçlarla yada bunlar olmadan gerçekleştirilirlerdi. Ceza olarak uygulandığında anestezi kullanılmazdı ve giyotin tekniği uygulanırdı. Tedavi amaçlı operasyonlarda, bir antik çağ cerrahı, müsekkin, afyon, kenevir, adamotu, banotu, baldıran ve alkol gibi bitki özleri kullanırdı. Ağaç kabuğundan elde edilen asperik asit gibi ağrı kesiciler acıyı dindirmek için kullanılırdı. Duman, bal, şarap, güherçile gibi antiseptikler ve kızgın yağla dağlama kullanılırdı. Dokumacı kültürlerde, pamuk ipliği, insan saçı, kenevir ipleri ve karınca çeneleri de kullanılmaktaydı. Taş yada bronz baltalar gibi araçlar standart cerrahi aletlerdi. Ağaç yada hayvan çene kemiklerine yerleştirilen taş testerelerin, altı dakika içerisinde bacağı kestiği görülmüştür.

Antik kültürlerde protez, Moşe çömleklerinde resmedilen basit koltuk değnekleri ve tahta veya deri kaplar olarak başlamıştır. Bu, elleri serbest bırakarak işlevsel olabilmesi için bir tür gelişmiş koltuk değneği veya tahta bacağa dönüştü. Tahta bacakta, kaval kemiği ve fibula için yumuşak bir yer sağlamak ve hareket özgürlüğünü artırmak için paçavralar konmuş bir soket bulunmaktaydı. Bu protezler, çok işlevseldiler ve birçok temel protez prensine uymaktaydı.

Uzuvları eksik tanrılar da bulunabilmektedir. Ana Peru jaguar tanrısının Aia Paec (Ai Apec), dirsekten itibaren kolu yoktu. Aztek yaradılış ve öç tanrısı Tezcatlitoca’nın sağ ayağı yoktu. Kelt İrlanda tanrısı New Hah’ın sol kolunun yerinde dört parmaklı bir gümüş protez vardı.

BİLİMİN DOĞUŞU:

Mısır, Yunan, ve Roma

Bu üç büyük medeniyetin doğuşuyla, tıp ve proteze bilimsel yaklaşımlarda bulunuldu. Efsane ve oyunlarda ampütasyona dair kayıtlar vardır ve bu çağa ait gerçek protezler bulunmuştur.

İşlevsel bir araç olmaktan ziyade muhtemelen defin rahiplerinin yaratısı olan Mısır mumyalarına sarılı liflerden yapılı protez bacaklar bulunmuştur. Bir yunan efsanesinde, Zeus’un torunu Alope, babası Tantalus tarafından öldürülür ve hayvan ve insan eti arasındaki farkı ayırt edip edemeyeceklerini görmek için tanrılara sunulmak üzere, pişirilir. Tarım tanrıçası Demeter, Alope’nin omzunu yer fakat hatasını anlayarak, onu yaşama döndürür ve fildişinden protez bir omuz yapar.

Milattan önce 5. yüzyılda yaşayan Aristofanes, yazdığı “Kuşlar” adlı oyununda protez bacak takan bir aktör için bir bölüm yazmıştır. Herodot (M.ö. 424), Ispartalılar tarafından ölüme mahkum edilen Persli bir kahin olan Elisli Hegistratus’u yazar. Tomruk cezasından ayağını keserek, tahtadan bir protez yaparak ve Tregea’ya 30 millik bir yol kat ederek kaçmıştır. Ne yazık ki, Zaccynthius’te yakalanmış ve kellesi uçurulmuştur (2). İtalya’da Capau’da 1858’de Samite savaşlarından kalma (M.ö. 300) tahtadan bir merkezi olan, bronz takozlu ve deri kayışlı bir Roma protezi çıkarılmıştır. Ne yazık ki 2. dünya savaşında Londra’nın bombalanması sırasında tahrip olmuştur. Birinci yüzyıl Romalı bilginlerinden Büyük Plinius (M.S. 23-79), Kartacalılara karşı (bugünkü Tunus) ikinci Pön savaşında (M.ö. 218-210) lejyonuna önderlik eden Romalı general Marcus Sergius’ın “Doğa Tarihini” yazar. Yirmi üç yara almış ve sağ kolunu kaybetmiştir. Kalkanını tutmak için demir bir el uydurmuş ve savaşa dönebilmiştir. Yakalanmış, iki kez kaçmış ve hakim yada sivil yargıç olarak hizmet etmiştir. İki el gerektirdiğinden rahip olma fırsatını tepmiştir.

Kanamayı kesmek için bağ kullanımı ilk olarak Milattan önce 5. yüzyılda Hipokrat tarafından ortaya atılmıştır, ve aynı zamanda kangrenden dolayı uzuv kesme için bir yöntem olarak kullanılmıştır. Celsus (M.S 0), sağlıklı ve hasta doku arasında sağlıklı doku vasıtasıyla bir başka ampütasyon tekniği tanımlamıştır ve aynı zamanda kanamayı durdurmak için kan damarlarının sıkılmasını tanımlamıştır. Musevi tarihi Talmud’ta ampütasyona ilişkin referanslar tekrarlanmaktadır. Romalı cerrahlar Archigenes ve Heliodous, ampütasyonu sadece kangren için değil, aynı zamanda tümörler, yaralanmalar ve diğer şekil bozuklukları için de kullanmışlardır.

KARANLIK çAĞLAR:

Zırh çağı

Karanlık çağlar, adından da anlaşılacağı gibi, bilimsel aydınlanmanın çok az olduğu zamanlardı. Feodal sistem, etkin bir şekilde, tüm Avrupa’yı küçük yalıtılmış krallıklara bölmüştü. Yönetim veya öğrenme amaçlı merkezi forum olmadığı için, bu durum, bilimin ilerlemesini engellemekteydi. Yunanlı ve Romalılar tarafından geliştirilen cerrahi tekniklerin çoğu, her bölgede onların bulgularını okuyacak, kullanacak, deneyecek ve kaydedecek pek az eğitimli insan olmasından dolayı, kullanımdan kalktı. Bu dönemde, uzvu kırma, kızgın yağa daldırma ve kızgın demirle dağlama gibi ilkel yöntemler kullanıldı. Giyotin tekniği kullanıldı ve organ yüzeyini ufalanmaya bırakıldı. Hız, esastı. çoğu insan kan kaybından ve kirli cerrahi teknikler yüzünden oluşan enfeksiyona yenilerek öldü. Cerahat beklenmekle kalmazdı aynı zamanda iyileşme belirtisi olarak görülürdü. Bu teknikler 1800’lerin ortalarına kadar yok olmadılar.

O zamanlar, tahta bacak ve kanca kol dışında sakatlar için pek fazla protez seçeneği yoktu. Sadece zenginler protez yaptırabilmekteydiler. Silahşorlar, savaşta kullanmak üzere silahlarından protez yaptırırlardı. Bu aletlerden bazıları oldukça gelişmişti ama genellikle ağır ve hantaldılar ve sadece savaşta işlev görürlerdi. Kollara her zaman kalkanlar takılıydı ve bacaklara, yürümek gibi günlük işlevlere değil at binmeye yarayan üzengiler takılırdı.
Silahşorlar, eve döndüklerinde, genellikle günlük işler için tahta bacak veya kanca eller takarlardı. Protezler, işlevsel olmaktan çok görselliğe yönelikti. çirkinlik ve diğer savaşlardan kalan savunma zafiyetini gizlemek anlamına gelirdi. Silah yapıcılar, silahşorun asıl silahının boyutlarında görünen protezler yaparlardı. İnsan vücudunu iyi tanımakla beraber, işlevsel protez yapma hakkında pek az şey biliyorlardı. Daha sonra saat yapıcılar da yay ve dişlilerle daha karmaşık dahili işlevler yapmaya katılırlardı.

Kayıtlı ampütasyonların çoğu savaşta alınan travmatik yaralar sebebiyle yapılmak zorunda kalınmış olmakla beraber, cüzam ve ergotizm yüzünden de birçok ampütasyon yapılmıştır. Ergot (çavdar mahmuzu), ilaç yapımında kullanılan, uzuvlardaki duyuları öldüren ve bazı hallerde kangrene sebep olan çavdar bitkisidir. 1346’da Crecy’de barut ve top ateşi kullanılması, zırh çağını sona erdirmiş ancak savaş ve sebep olduğu travmatik yaralar üzere büyük etkisi olacak yeni bir travma sebebi ortaya çıkarmıştır.

RöNESANS:

Aydınlanma çağı

Rönesans, bilimin yeniden doğuşu ve Yunanlı ve Romalıların başlattığı tıbbi uygulamaların yeniden keşfinin işaretini verdi. Avrupa ülkelerinin merkezden yönetilmesi sebebiyle, bilim ve sanatın gelişebileceği ve kayıt altına alınabileceği üniversiteler oluştu.
Demir kollu paralı asker Şövalye Gotz von Berlichingen (1480-1562), şaşırtıcı bir biçimde, bu dönemin protez örneklerini ilerletti. Gotz, köylüleri zalimlerden koruyan bir Robin Hood olarak nam saldı. 1508’de eğlence için açılan top ateşi kılıcını düşürüp kolunu ağır yaralaması sonucu sağ kolunu kaybetti. Protez demir el kullanan bir başka savaşçıyla tanışan Gotz, bunlardan kendisine iki tane yaptırdı. Bunlar, mekanik şaheserlerdi. Her eklem sağlam elle ayarlanarak bağımsız olarak hareket ettirilebilmekteydi ve bir salıverme tertibatı ve yayla serbest bırakılabilmekteydi.El açılıp kapanabiliyordu ve deri kayışlarla asılı duruyorlardı.Vücudun kendisinden kaynaklanmasa da, işlevselliğe doğru büyük bir teşebbüsü göstermekteydi.
1858’de Ren Nehrinden çıkarılan ve 1400’lere kadar tarihlenen Alt-Ruppin eli gibi başka işlevsel protezlerde mevcuttur. Bir 16. yüzyıl İtalyan cerrahı, Asya seyahatlerinde, şapkasını çıkarabilen, cüzdanını açabilen ve imzasını atabilen sakatlardan söz etmiştir. Ayrıca, Cezayir’de Bougie’de 1512’de Türk Sultanı Barbaros Hayrettin Paşa’nın Ağabeyi Oruç Reis’in İspanyollarla yapılan bir savaşta sol koluna isabet eden mermiden dolayı kolunu kaybettiği ve onun için yapılan demirden sol elin de hikayesini anlatmaktadır.

1517’de Straussburglu Hans Von Gersdoff, inek yada domuzun sidik torbasından yapılma kompresli bir sargı kullanılmasını, dağlama ve kızgın yağdan ziyade ılık yağla kaplama önerdi. Almanların ilk eğitimli ve bilimsel anlamda cerrahı olan Wilhelm Fabry, 1593’te kangrenli bölge üzerinden ampütasyon hakkında yazdı ve bir sargı tanımladı.

Bu dönemde ampütasyon cerrahisine ve protez bilimine en büyük katkıyı, Fransız ordu berberi-cerrah Ambroise Pare (1510-1590) yaptı. Savaş cerrahisi esnasında, dağlama yağı bittiğinde, ilk kez Celsus ve Hippocrates tarafından ortaya atılan keten ipliklerini yeniden kullandı. Zaman, hala sınırlayıcı faktördü. Anestezi, sargı yada yetenekli elleri olmayan bir cerrahın, ampütasyon için 30 saniyesi, tüm operasyonu tamamlamak içinse 3 dakikası vardı. Bu, bir cerrahın ana arterleri bağlayabilmesi için çok kısa bir süreydi ve Pare’nin öğrencisi Guillemeau gibi birçoklarının bunun yerine yine terkedilmiş olan direkt dağlama yöntemini uygulamasının sebebi buydu. 1674’te Besancon kuşatması esnasında Fransız ordu cerrahı Etienne J. Morel, bağlama yöntemini kullanana kadar kullanım alanı yaygınlaşmadı. Böylece, ampütasyon daha fazla hayat kurtaran bir yöntem haline geldi. Ayrıca Pare, temel protez işlev bilgisi gösteren kol ve bacak kısımları için protezler icat etti. “Le Petit Lorrain”, Fransız bir yüzbaşıya daha sonra savaşta kullanması için yapılmış, yaylar ve tutaçlarla işleyen bir eldi. Ayrıca, diz gibi kıvrılan bir bacak ve ayaktan oluşan bir diz üstü protezi yapmıştı. Bunda, sabit bir ekinaz, ayarlanabilir koşum, diz kilit kontrolü ve bugün kullanılan diğer mühendislik özellikleri vardı.

KEŞİF VE İCAT çAĞI:

Modern tıbbın gelişmesi

1600’lerden 1800’lerin başına kadar, Rönesans’ta ortaya atılan protez ve tıp prensiplerinin büyük ölçüde ilerlediğini görüyoruz. Bağlama, anestezi, uyarıcı, kanamayı durduran ilaçlar ve hastalıkla mücadele eden ilaçlar, modern çağ tıbbını başlattı ama aynı zamanda da ampütasyonu hayat kurtarmak için son çare olmaktan ziyade tedavi için kabul edilmiş bir önlem haline getirdi. Cerrahlar kalan kısmı daha işlevsel hale getirmeye zaman bulmaktaydılar ve bu yüzden protezcilerin daha iyi protez yapmasına imkan vermekteydiler.

1782’de, İngiliz cerrah Edward Alanson, deri kanatlar kullanarak dokuyu konik bir şekilde boşluk bırakarak kesecek şekilde bir ampütasyon önerdi. Napolyon’un şahsi cerrahı Dominique-Jean Larrey, yaralıları derhal alacak ambulanslar sağladı. Ayrıca dondurarak lokal anestezi yapmayı denedi ve 24 saatte 200’den fazla ampütasyon gerçekleştirdiği söylenmektedir. Georgia Atinalı Crawford Long, anestezi için sülfürik eteri deneyen ilk hekimdi ve Massachusettsli diş hekimi William Morton da, bunun kullanımını onayladı. Pierre Jean Marie Flourens, 1847’de kloroformu buldu. İskoçya, Glasgow üniversitesi cerrahi şefi James Syme, 1842’de ilk kez ayak bileğinden ampütasyonu gerçekleştirdi ve onu Rus cerrah Pigoroff, 1854’te kendi yöntemiyle takip etti. Milanolu Rocco Gritti, 1857’de, koruyucu kanat olarak diz kapağını kullanarak dizden ampütasyonu tanımladı. Şap, karaboya, terebentin ve yağ gibi kanama durdurucu ilaçlar kullanılmaktaydı ancak yağ, bilmeden antiseptik olarak kullanılmış olabilir. Tüm gelişmelere karşın halen, hasta, enfeksiyona karşı hassastı. 1842’de Paris hastanelerinde ölüm oranının %62 olduğu söylenmekteydi. Ampütasyon hastalarında hatta parmak ampütasyonunda bile, bu oran daha da yüksekti. Cerrahlar günlük yaşamda bile temiz görünmemekteydiler. Bir cerrah yerine ateşli silahla ampütasyonun daha güvenli olduğu söylenebilirdi. 1880’e kadar cerrahi asistanları, dikiş ipliklerini ağızlarında tutarlardı. İngiliz Monro (1752) ve Alanson’ın (1782) araştırmalarında rol alan James Syme’in damadı sonradan Glasgow üniversitesinde cerrahi şefi olan Joseph Lister, 1865’te antiseptik cerrahi teknikleriyle deneyler yaptı. Deneyleri, 1867’ye kadar basılmadı. Bunlar, 1877’de Yüzbaşı Gerard tarafından A.B.D.’ye getirildi. A.B.D.’de sadece 114 yıl önce doktorlar ellerini yıkamaya başladılar.! Lister da, ipek ve kenevir, vücut tarafından özümsenemediklerinden iltihaba ve şiddetli kanamaya sebebiyet verdikleri için, koyun bağırsağından yapılan katgütü alternatif dikiş ipliği olarak savundu.

PROTEZİN GELİŞMESİ:

1600 ve 1800’ler arası

1600’lerde geliştirilen protezlerin çoğu, sadece ilk silah tipi aletlerin gelişmişleriydi. Hantal ve ağırdılar ancak giderek daha fazla işlev kazandılar. Bazı parçalar, İtalya, Floransa’da Stibbert Müzesinde bulunmaktadırlar. Bu aletlerden bazıları, saat yapıcıları ve marangozlar gibi diğer zanaatkarların katkılarını sergilemektedirler. Daha genel kullanımı işaret ederek daha fazla işlevsellik göstermekte ve estetikten fedakarlık yapıldığını göstermektedirler.

1696’da, Hollandalı cerrah Pieter Andriannszoon Verduyn (Verduuin), ilk kilitlenmeyen diz altı protezini yaptı. Bugünkü eklem ve korse protezlerine çarpıcı bir benzerlik göstermektedir. Eklem ve korse gibi, harici menteşeler ve ağırlığı çeken deri bir manşetten oluşmaktaydı. Bacak soketinin manşeti deriyle çevrelenmişti ve bakır bir kabuk ve tahta bir ayağı vardı.
Londralı James Potts, 1800’de tahtadan bir baldır ve soket, çelik bir diz eklemi ve dizden ayak bileğine kadar uzanan katgüt tendonlarla kontrol edilen mafsallı bir ayaktan oluşan bir protez tasarladı. Waterloo savaşında bacağını kaybettikten sonra Anglesey’li Marquis tarafından kullanıldı ve “Anglesey bacağı” olarak bilinir hale geldi. Dizin bükülmesiyle ayağın sırtı bükülüyor ve dizin düzleşmesiyle ayağın tabanı bükülüyordu. Tahta ayak durduğunda çıkardığı ses yüzünden “şaklayan ayak” yada İrlanda’nın Cork kentinde çok kullanıldığı için “Cork bacağı” adlarıyla da anılır. Daha sonra William Selpho, 18391da Anglesey bacağını A.B.D.’ye getirdi.

1846’da, Selpho’nun bir hastası olan Dr. Benjamin F. Palmer, Selpho bacağının ön kısmına bir yay ekleyerek, pürüzsüz bir görünüm kazandırarak ve tendonlarını gizleyerek geliştirdiği bacak için patent aldı. 1851’de Londra Dünya Fuarında itibar gördü: “Adıma canlı benzeri bir esneklik ve sağlamlık getirmiş”.

New York, Rochester’lı Dr. Douglas Bly, 1858’de, “Doctor Bly’ın anatomik bacağını” icat etti ve patentini aldı. Ona “…takma organlarda şimdiye kadar yapılan en tam ve başarılı buluş” dedi. O!nun, ilk eğimli diz eklemini yapan kişi olduğu söylenmektedir. Bu protez, bir ayak bileği yani vulkanize kauçuktan yapılmış bir soket içerisinde bulunan cilalı bir fildişi top sayesinde, sağa sola da bükülebilmekteydi. Ancak, Doktor Bly, buluşunun sınırlamaları olduğunu itiraf etmektedir:

Benim anatomik bacağım gerçekten mükemmel olmakla beraber, iki doğal bacağıyla dikkatsizce büyük, hantal adımlarla ayağını sürüyerek yürüyen birinin, bunlardan birinin, onu veya hareketlerini sanki Sindirella’nın kurbağalarının neşeli arabacılara dönüşmesi gibi büyülü bir şekilde simetrik, zarif ve güzele dönüştüreceğini sanmasını istemem.

1856’da A.A. Marks, ona diz, ayak bileği ve topuk hareketleri ve ayarlanabilir mafsal kontrolü eklediğinde, Anglesey bacağı, Amerikan bacağı olarak anılır oldu. 1818’de, Berlinli diş hekimi Peter Ballif, ilk kez, bir omuz koşumu ve göğüs kayışı ile protez kola kavrama kontrolü kazandırdı. Aynı prensip, 1844’te, Hollandalı Van Peetersen tarafından dirsek bükülmesi için de kullanıldı. 1867’de, Kont de Beafort, 1855’de geliştirdiği göğse takılan dirsek bükme manivelasını yayınladı ve tasvir etti.

İç SAVAŞ:

Teşebbüs çağı

Amerikan İç Savaşı (1861-1865), ilk modern savaş örneğini oluşturdu ve savaştan sonra sanayi devrimi, teşebbüs çağını başlattı. Bu, gazilere protez sağlayarak rekabeti başlatan ve A.B.D hükümetince verilen “Büyük İç Savaş Bağışı” ile beslenmekteydi. İlk kez bir hükümet gazilere protez sağlamaktaydı ve bu desteği, bugün için önemli bir rol oynamaktadır. Hiç durmadan yeni protez tasarımları yapılmaktaydı. İşi ve gazilerin parasını çekmek için sıra dışı iddialar ortaya atıldı. Bu fikirlerin çoğu, sadece belirli vakalarda başarılıydı. Gerçek, sistemli protez reçetesi henüz bulunmamıştı. Sahtekarlar ve şarlatanlar bu dönemde tarihe geçti.

çok fazla sayıda ampütasyon yapılmıştı (Birleşik Orduda 30,000). 1862’de, hükümet savaşta uzuvlarını kaybeden gazilere protez teminatı verdi. 1861’de bacağını kaybetmiş güneyli bir asker olan J.E. Hanger, sırt ve taban bükülmelerini kontrol etmek için Amerikan bacağındaki katgüt tendonlarını, kauçuk tamponlarla değiştirdi ve kamanın uyacağı tahta bir soket kullandı. Daha sonra, Richmond, Virginia’da bir klinik açtı. Sonra SACH ayağının öncüsü olan kauçuk ayak kullanılmaya başlandı ve Bly bacağının karmaşık eklemli ayak bileği kullanımdan kalktı.

1863’te Dubois D. Parmlee, emme bir soketi çok merkezli diz ve çok eklemli bir ayağı olan gelişmiş bir protez icat etti. 1868’de Praglı Dr. August Gustav Hermann, çelik yerine alüminyum kullanılmasını önerdi.

1885’te Heather Bigg, ampütasyon ve protezler hakkında öncülük eden bir kitap yazdı. Burada, anatomik diz merkezinin arkasına protezin diz ekleminin yerleştirilmesi hakkında detaylı talimatlar verdi ve doğru sıranın gerekliliğini vurguladı.

Bu dönemde, hükümetin parasıyla çok miktarda “klinik” açıldı. 1917’de yaklaşık 200 klinik ve 2000 eğitimli işçi vardı. Bu dönemde Bly bacağı gibi birçok sıra dışı iddialar ortaya atıldı. üreticilerin çoğu, sakatların kendileriydi ve buluşlarının herkesin işine yarayacağını sanıyorlardı ancak aslında, sadece kendileri ve bir grup hasta için uygundu bunlar.

1912 civarında, havacılık teknolojisinin gelişmeye başlamasıyla birlikte, bir uçak kazasında bacağını kaybeden İngiliz havacı Marcel Desoutter, bir uçak mühendisi olan kardeşi Charles’ın yardımıyla ilk alüminyum protezi yaptı. Hanger de, buna benzer bir ilerleme kaydetti. Desoutter ve Hanger, omuz süspansiyonu yerine, protezin daha etkin ve kararlı bir şekilde kullanmayı sağlayan pelvik süspansiyon ve direkt diz kontrolü gibi başka buluşlar da yaptılar. Bu, diz freni gibi kontrol sistemlerine öncülük etti.

I. Dünya Savaşı başladığında, protezciler çok çeşitlenmişti. O zamanlar, bunlar, hastaların ihtiyaçlarından çok kendi gururları için kaygılanmaktaydılar. Cerrahlar onlarla çalışmak istemiyorlardı, çünkü onlar genellikle uzuvlarını kaybedenleri avlamak üzere ambulansları takip eden bir tür sahtekarlardı. Bu, iki dünya savaşı arası teknolojide modern çağa sıçramaya zemin hazırladı.

I. DüNYA SAVAŞI, BUNALIM DöNEMİ, VE II. DüNYA SAVAŞI

I. Dünya Savaşı (1914-1918) başladığında, Amerikalı protezciler, çok bağımsız, rekabetçi, birbirlerinin cerrahlarla yalnız çalışmasına nadiren izin veren bir grup olarak kaldılar. A.B.D.’de uzuv kaybedenler (4,403), İngiliz (42,000) ve Avrupa (100,000) ordularında uzuvlarını kaybedenlerden çok daha azdılar. Bu durum, Avrupalı protezcilerin Amerikalı meslektaşlarının tecrübesine hızla ulaşmasına yol açtı.

Ordunun Baş Cerrahı, Amerika’da sakatların bakımının kapsamını bildiği için, A.B.D.’li protezcileri, bu ülkede protez teknolojisi ve onun gelişimini tartışmak üzere Washington, D.C.’ye davet etti. Bu toplantıdan, bugünkü Amerikan Ortopedist ve Protezcileri Birliği doğdu. Bir tarihçinin de yazdığı gibi, bu gelişme, protez biliminin gelişmesine tarihteki bütün olaylardan daha fazla katkı sağladı (1). Bu forum sayesinde, protezciler, mesleğin ahlaki standartlarını, bilimsel programlar ve eğitim programları geliştirebildiler ve diğer sağlıkla ilgili meslek sahipleriyle daha iyi ilişkiler kurabildiler.

1918’de, Dr. Martin, bacağın anatomisi ve fizyolojisini vurgulayan Belçika protezini tanımladı. Bu protez, standart Amerikan bacağının geliştirilmişiydi. Doğal statik ve estetik bir uzuv görünümü verebilmekteydi ve sağlam uzuv ve kesilenden kalan kısmın ölçüleri ve modifiye kalıbına göre yapılmıştı.

I. Dünya Savaşında nispeten az sayıda sakatlık oluşması ve ekonomik bunalım nedeniyle, protezler,
II. Dünya Savaşı başladığında çok az ilerleme kaydetmişti. Avrupa’daki gelişmelerin çoğu henüz Amerika’ya ulaşmamıştı.

II. Dünya Savaşı ilerledikçe, Amerika’da uzuv kaybına uğrayanlar çoğaldı. Bu gaziler, 1800’lerden beri pek değişmemiş olan mevcut teknolojiyi yetersiz bulmaktaydılar. Bu sebeple, Ordu Baş Cerrahı Norman Kirk, Ulusal Bilim Akademisinden, son teknolojiye uygun protezleri araştırmasını istedi. İlk olarak, sadece birkaç tasarım ve araştırmanın gerekli olduğu sanıldı. Ancak çok geçmeden Baş cerrah bir mühendis ve cerrah ekibini 1946’da Avrupa’ya getirdiğinde, A.B.D.’nin bu konuda çok geride kaldığı görüldü. Bu dönemde, ortopedistler Amerikan Uzuv üreticileri Birliğine katılarak adını Ortopedik Uygulamalar ve Uzuv üreticileri Birliği olarak değiştirdiler. 1950’de, isim tekrar, Amerikan Ortopedist ve Protezcileri Birliği yada AOPA olarak değiştirildi.

MODERN çAĞ:

Araştırma ve Geliştirme

Bu araştırma, protez biliminde bir sıçrama başlattı. Gaziler Yönetimi, HEW ve Silahlı Hizmetler, Kaliforniya üniversitesinde el-kol uzuvları için Los Angeles Laboratuarı gibi araştırma laboratuarları kurarak Suni Uzuv Programını desteklediler. Oakland Deniz Hastanesi, Wright Field’da A.B.D. Ordu Hava Kuvvetler, Northup Havacılık, Catranis, ve New York üniversitesi tarafından da benzer bir araştırma yapıldı. Bu dönemde, dört taraflı soket tasarımı ve P.T.B. gibi soket tasarımları incelendi ve geliştirildi. Malzemeler de gelişti. Northrup Havacılık, uyumlu soket ve yapısal bileşenler meydana getirmek üzere ısı ayarlı reçinelerin kullanımını gündeme getirdi. Bu ayrıca SACH ayağının geliştirilmesine de yol açtı. Saydam kontrol soketleriyle, tam temas mümkün hale geldi. Mauch S-N-S sistemi gibi protez dizler geliştirildi.

1947&’de, bu yeni teknikler ve bileşenler hakkında eğitim seminerleri başladı ve Berkeley’de Kaliforniya üniversitesi tarafından yukarıdaki diz protezlerinin reçetesi, üretimi ve düzenlenmesi hakkında pilot kurslar desteklendi. Bu kursları, Gaziler Yönetimi ve Ortopedik Uygulamalar ve Uzuv üreticileri AOPA tarafından desteklenen atölyeler izledi.

1949’da standartlarını karşılayan protezcileri değerlendirmek ve belgelendirmek için Amerikan Sertifika Kurulu oluşturuldu. Bu eğitim gelişimi 1950’lerde de sürdü. 1952’de, UCLA, 1953-1954 arası, bölgesel esaslı 6 haftalık kısa kurslar vermeye başladı. Yaklaşık 140 gazi ve sivil ekip oluşturuldu. 1956’da 1952’de, UCLA, resmi AK protez kursları vermeye başladı. UCLA, ülkenin büyüyen protez eğitimi ihtiyaçlarına cevap veremediği için, gaziler idaresi, 1956’da New York üniversitesinde, bir lisans üstü protez eğitim programı oluşturdu. 1959’da, HEW’ün Mesleki Rehabilitasyon Dairesi (şimdiki adı Rehabilitasyon Hizmetleri Yönetimi), Şikago’da Northwestern üniversitesinde bir protez programının kuruluşunu destekledi.

1956 yılı, Kaliforniya üniversitesinden SACH ayağının geliştirilmesi açısından önemliydi ve 1959’da Berkeley’de Kaliforniya üniversitesinde, PTB protezi oluşturuldu. 1960’ta Stewart-Vickers hidrolik bacağı mevcut hale geldi ve Hensche-Mauch S-N-S sistemleriyle geliştirildi. 1968’de, salınımda hidrolik desteğin yetersizliği görüldüğü zaman, modern hidrolik Hensche-Mauch S-N-S dizi geliştirildi. “Thalidomide Trajedisi” de, protezlerin daha fazla gelişmesine neden oldu. Protezciler, cerrahlarla çalışmaya başladığında, farklı protez prosedürleri sonuç verdi. Polonyalı Marian Weiss, 1963’te, ameliyatın hemen ertesi teçhizatı ile deney yaptı. Aynı yıl, Fransız Guy Fajal, PTS veya PTB SC-SP’yi geliştirdi ve New York üniversitesi, protez ve ortopedi alanında bir lisans diploması açıkladı. 1964’te Seattle’lı Dr. Burgess, A.B.D.’ye hazırlayıcı teçhizatı getirdi. 1967’de, Chattanooga’lı Carlton Fillaur, Dr. Gotz-Gerd Kuhn’un BK protezini geliştirdi ve onu, çıkarılabilir kol olarak, Chattanooga, Tennessee’ye getirdi. 1970 yılı, Uluslar arası Protezciler ve Ortopedistler Topluluğunun göreve başladığı yıldı. 1971’de, yumuşak kaplı endoskeletal bileşenler bulunur hale geldi. 1974-1976 yılları arası, STAR, Hosmer, ve ROL rotasyonel birimleri geliştirildi ve 1980’de, SAFE ayak “enerji depolayan” ilk ayaklardan biri, geliştirildi.

Harici güç ve diğer teknikler gibi başka tür aygıtlar da eklendi. Almanya’da bazı çalışmalar yapıldı ancak, 1949’da onu ilk keşfeden IBM oldu. 1958’de, bir Rus haricen enerjili aygıtı, bükülme ve açılmaları kas büzülmeleriyle kontrol etti. Sonra, Otto Bock Ortopedi Sanayi, bunu ticari bir ürün olacak şekilde geliştirdi.

Birçok ürün ve olay, bu araştırmanın kapsamının dışındadır. Ancak, bir bütün olarak, onların geliştirilmesi ve protezin tarihçesi, gelecek hakkında kararlar verebileceğimiz anlaşılır kaynaklar sağlamaktadır.

Referans Listesi

1. Thomas, Atha, and Haddan, Chester C., Amputation Prosthesis.
J.B. Lippincott Co., Philadelphia, Pa., 1945.

2. Vitali, Miroslow, Amputation and Prosthesis.
Cassel & Co., Ltd. London, England, 1978.

3. Klopsteg, Paul, Human Limbs and Their Substitutes.
McGaw-Hill New York, N.Y., 1945.

4. Friedmann, Lawrence W., The Psychological Rehabilitation of the Amputee.
Charles C. Thomas, Springfield, Ill., 1978.

5. Wilson, A. Bennet, jr., Limb Prosthetics. Sixth Edition,
Demos Publications, New York, N.Y., 1978.

6. Sanders, Gloria T., Amputation Prosthetics.
F.A. Davis Company, Philadelphia, Pa., 1986.

7. Padula, Patricia A. and Friedmann, Lawrence W., “Acquired Amputation and Prostheses Before the Sixteenth Century.”
The Journal of Vascular Disease. February, 1987.

8. Romm, Sharon, “Arms by Design: From Antiquity to the Renaissance,” Plastic and Reconstructive Surgery. July, 1988.

9. Wilson, A. Bennet, Jr., “History of Amputation Surgery and Prosthetics.” Atlas of Limb Prosthetics: Surgical and Prosthetic Principles.
American Academy of Orthopedic Surgeons, C.V. Mosby Company, St. Louis, Mo., 1981.

10. Hayat Tarih Mecmuası (1965) Barbaraos Hayretin Paşa’nın kaleninden hatıraları

Not: Prote Tarihçesi İzmit Ortopedi adına Metin Seneger, Hıdır Altunkılıç ve Suat Yeşilesma tarafından düzenlenmiştir.

Her hakkı İzmit Ortopedi’ye aittir.

E-BÜLTENİMİZE KAYDOLUN